Dolar : Alış : 5.5274 / Satış : 5.5373
Euro : Alış : 6.2630 / Satış : 6.2743
HAVA DURUMU
hava durumu

istanbul15°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 22 Kategoride 362 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 2.

07 Mayıs 2016 - 888 views kez okunmuş
Ana Sayfa » BEDİÜZZAMAN»MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 2.
MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 2.

MEDRESET-ÜZ ZEHRANIN UMUMİ HEDEFLERİ:

1-Fünûn-ı Cedîdeyi, Ulûm-ı Medâris ile Mezc ve Derc Etme

Bediüzzaman’ın medreseler için teklif ettiği en önemli husus, fen           bilimlerinin/ fünun u cedidenin Kur’anî bir bakışla yoğrulmasıydı. Çünkü mezc kimyasal anlamda karışımı değil, bileşiği ifade ediyor. Bu bilimlerin yeniden Kur’an’a göre yazılması demekti. Yani Kur’ani bakış, temel bilimlerin (biyoloji, kimya gibi) içine işlenecekti.Yani derc edilecekti.

“Fünun-u cedideyi, ulûm-u medaris ile mezc ve derc..” Münazarat – 85.

Yoksa medreselerde fen bilimlerinin okutulması gibi yüzeysel bir teklif değildi. Zaten Osmanlının bu tip eğitim kurumları vardı. Bu durum çelişkiler doğurmuştu.

Said Nursi,sonra yazdığı Risale i Kulliyatülliyatı ile bu düşüncelerini örneklendirerek ortaya koymuştur.”Nasılki eşyada, meselâ hayvanattaki ehemmiyetli a’zânın, esasat ve netaic itibariyle birbirlerine benzeyişleri ve tevafukları ve bir tek sikke-i vahdet izhar etmeleri, nasıl kat’î olarak delalet ediyor ki; umum hayvanatın Sâni’i birdir, Vâhid’dir, Ehad’dir. Öyle de: O hayvanatın ayrı ayrı teşahhusları ve sîmalarındaki başka başka hikmetli taayyün ve temeyyüzleri delalet eder ki; onların Sâni’-i Vâhid’i, fâil-i muhtardır ve iradelidir; istediğini yapar, istemediğini yapmaz; kasd ve irade ile işler. Madem ilm-i İlahîye ve irade-i Rabbaniyeye mevcudat adedince, belki mevcudatın şuunatı adedince delalet ve şehadet vardır. Elbette bir kısım feylesofların irade-i İlahiyeyi nefy ve bir kısım ehl-i bid’atın kaderi inkâr ve bir kısım ehl-i dalaletin, cüz’iyata adem-i ıttılaını iddia etmeleri ve tabiiyyunun, bir kısım mevcudatı tabiat ve esbaba isnad etmeleri; mevcudat adedince muzaaf bir yalancılıktır ve mevcudatın şuunatı adedince muzaaf bir dalalet divaneliğidir. Çünki hadsiz şehadet-i sadıkayı tekzib eden, hadsiz bir yalancılık işlemiş olur.

İşte, meşiet-i İlahiye ile vücuda gelen işlerde; “İnşâallah İnşâallah” yerinde, bilerek “tabiî tabiî” demek, ne kadar hata ve muhalif-i hakikat olduğunu kıyas et…”Mektubat – 244

Eğer tabiri uygun düşerse bu; mevcudatı / varlığı, Esma-i İlahiye ile görme ve okuma metodudur.materyalist varlık felsefesi ve materyalist bakışdan farklı,orjinal Kur ‘ani bir nazar.Eğer bir kategoriye mutlaka sokmak gerekirse buna; Said Nursi’nin İslami ve Kur’ani varlık felsefesi denilebilir.

Varlığa / mevcudata şöyle bakar;”mevcudatın âlî bir makamı, ehemmiyetli bir vazifesi vardır. Zira onlar, mektubat-ı Rabbaniye ve meraya-yı Sübhaniye ve memurîn-i İlahiyedirler.” Sözler – 320

Said Nursi,mümkün varlıkları, Allah’ın isimlerinin manalarını gösteren aynalar ve Rabbani mektuplar olarak görmektedir.        Ne yazık ki, asırlardır İslam dünyası maddi dünyayı,kainatı okuma bilincinden kopumuş, bilimsel,ekonomik ve askeri gerilemeye maruz kalmıştı.

Dünyanın maddenin devamlı kötülenmesi, kainatı;okunması gereken bir kitap olmaktan çıkarmış, uzak durulması gereken bir zararIı meta haline getirmişti.Bu durum bazen dini referanslerin yanliş yorumlanlanmasindan bazen de menfaat kaygısı ile yapılmıştı.

Said Nursi,bir kitabında dini kaynakların yanlış tefsirini şöyle ifade ediyordu:

Ehl-i dalaletin vekili der ki: “Ehadîsinizde dünya tel’in edilmiş, “cîfe” ismiyle yâdedilmiş. Hem bütün ehl-i velayet ve ehl-i hakikat, dünyayı tahkir ediyorlar. “Fenadır, pistir” diyorlar. Halbuki sen, bütün kemalât-ı İlahiyeye medar ve hüccet, onu gösteriyorsun ve âşıkane ondan bahsediyorsun?”

ELCEVAB:

Dünyanın üç yüzü var:

Birinci yüzü:

Cenab-ı Hakk’ın esmasına bakar. Onların nukuşunu gösterir. Mana-yı harfiyle, onlara âyinedarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubat-ı Samedaniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir. Nefrete değil, aşka lâyıktır.   İkinci yüzü:

Âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır, Cennet’in mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir. Tahkire değil, muhabbete lâyıktır.

Üçüncü yüzü:

İnsanın hevesatına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel’abe-i hevesatı olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünki fânidir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte hadîste vârid olan tahkir ve ehl-i hakikatın ettiği nefret, bu yüzdedir.

Kur’an-ı Hakîm’in kâinattan ve mevcudattan ehemmiyetkârane, istihsankârane bahsi ise; evvelki iki yüze bakar. Sözler – 625

Menfaat kaygısı ile verilen zararı da şöyle ifade etmişti:”Hattâ onlar servet-i dünyadan tenfir yolunda pençesini küçük bir “sayd”a (ava) atan bîçarelerin hassas ve zaîf damarlarını tutarlardı. Tâ pençeleri o sayddan açılsın, onlar o avı kaçırsınlar.” Münazarat – 57

Said Nursi; kainata bir kitap gözüyle bakmayı onu hem marifetullaha götüren bir vasile hem de ila-yi kelimetullahın vasitası görmeyi teklif ediyordu.

Bir makalesinde bunu şöyle ifade etmişti:”Herbir mü’min i’lâ-i Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira ecnebiler fünun ve sanayi silâhıyla bizi istibdad-ı manevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve san’at silâhıyla i’lâ-i Kelimetullahın en müdhiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilaf-ı efkâra cihad edeceğiz.”Divan-ı Örfi – 57

Ona göre; kainat bir kitaptı,Kur’an o kitabın tercümesi idi.   “Evet Kur’an kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Ve kâinatın kendi lisanlarıyla okudukları âyât-ı tekviniyenin tercümanıdır.” Mesnevi-i Nuriye – 230

Bediüzzaman’a göre Alem-i İslam hicri 5. asırdan sonra fikri alarak gerilemeye başlamıştı.”Millet-i İslâm, üçyüz seneye kadar mümtaz ve serfiraz ve beşyüz seneye kadar filcümle mazhar-ı kemaldir. Beşinci asırdan onikinci asra kadar ben maziyle tabir ederim.” Muhakemat – 35

Said Nursi, bin yıllık lslam Aleminin problemlerine dikkat çekiyordu.Ve buna çare teklif ediyordu.Orijinal bir çözüm yöntemi olarak eğitimde bir tecdit yapmak gerektiğini ortaya koyuyor ve bunu Medrese-üz Zehra diye isimlendiriyordu

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassub, ikincisinde hile, şübhe tevellüd eder.” Münazarat -86

Kainat kavga ile mağlup edilecek bir düşman gibi gören batı aydınlanmasının seküler rasyonel aklı, kainat ile Allah arasındaki bağı zihinde koparınca eşya ile insan arasında olması gereken uyum ve barışı zedeledi.Batı hegemonyası son dönem Müslümanlarını da etkiledi.İtikadi olarak mü’min fakat ameli/uglamada maddeci bir anlayış ortaya çıktı.

Adeta eşya ve tabiatı yağmalanacak sahipsiz bir mal gibi gören düşünce biçiminin doğurduğu sosyal adaletsizlik,salt kalkınma ve büyüme güdüsünün doğuracağı çevre felaketleri ve savaşların yıkımlarına bir tedbir idi. Bu tehlike sadece Müslümanların değil, insan neslinin tehlikesi idi.            Bu istikbalde çıkacak problemlerin yüzyıl önceden teşhisi idi.

MUSTAFA M.YAKUP

RONAHİYA İSLAM.COM. (Devam edecek)..

kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

YAZARA AİT YAZILAR

SELAHADDİN-İ EYYUBİ

AHMET AYTİMUR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN

MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 1.

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

sarıklı genç
12 Mayıs 2016 - 21:49

Bunu yazandan Allah razı olsun çok istifadeli olmuş
Devamını sabırsızlıkla bekliyoz…

TemaFabrika