Dolar : Alış : 5.8826 / Satış : 5.8932
Euro : Alış : 6.6316 / Satış : 6.6436
HAVA DURUMU
hava durumu

istanbul31°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 22 Kategoride 362 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 6.SAYI

26 Eylül 2016 - 700 views kez okunmuş
Ana Sayfa » BEDİÜZZAMAN»MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 6.SAYI
MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 6.SAYI

6)VARİDATI /FİNANSMANI:

Bediüzzaman; Medreset-üz Zehra’nın gelir kaynaklarını söyle sıralar:

“S- Vâridatı nedir?

C- Hamiyet ve gayret.

S- Sonra?

C- Şu medrese, çekirdek gibi bilkuvve bir şecere-i tûbâyı tazammun  eyliyor. Eğer hamiyet ve gayretle yeşillense, tabiatıyla madde-i hayatını cezb ile sizin kuru kesenizden istiğna edecektir.

S- Ne cihetle?

C- Çok cihetle.

Birincisi:  Evkaf, hakkıyla intizama girse, şu havuza tevhid-i medaris  tarîkıyla bir mühim çeşmeyi akıtacaktır.

İkincisi: Zekattır. Zira biz hem Hanefî, hem Şafiîyiz. Bir zamandan  sonra o Medreset-üz Zehra İslâmiyete ve insaniyete göstereceği   hizmetle, şübhesiz bir kısım zekatı bil’istihkak kendine münhasır   edecektir. Bahusus zekatın zekatı da olsa kâfidir.

Üçüncüsü: Şu medrese neşredeceği semeratla, tamim edeceği ziya ile, İslâmiyete edeceği hizmetle ukûl/akıllar yanında en a’lâ bir mekteb         olduğu gibi; kulûb/kalpler yanında en ekmel bir medrese, vicdanlar nazarında en mukaddes bir zaviyeyi temsil edecektir. Nasıl medrese, öyle de  mekteb, öyle de tekke olduğundan; İslâmiyetin ianat-ı milliyesi olan   nüzur ve sadakat kısmen ona teveccüh edecektir.

Dördüncüsü: Mezkûr tebadül için dâr-ül muallimîn ile imtizac ettiğin- den, dâr-ül muallimînin vâridatı bir derece tevsi’ ile muvakkaten ve    âriyeten -eğer mümkün ise- verilse, bir zaman sonra istiğna edecek, o âriyeyi iade edecektir.”

Münazarat – 87

Kuruluş aşamasında ve ilk dönemlerde devlet tarafından finanse edilirse ilerleyen zamanlarda, yetiştirdiği insanlar ve topluma sağla- yacağı maddi ve manevi faydaları; Medreset-üz Zehra’yı devletin kuru kesesinden müstağni kalacaktır.

8-İNŞA YERİ:

Söz konusu üniversite merkezi olarak “VAN” düşülmüştür, temeli 1.Dünya savaşından /Harb-i Umumiden önce atılmış, savaş ve sonraki hadiseler geri bırakmıştır.Said Nursi yer konusunda şunları söyler;

“Ben bütün ruh-u canımla Maarif Vekili’ni tebrik ediyorum. Hem  elli  beş seneden beri, Medreset-üz Zehra namında Şark Üniversitesinin   tesisine çalışmak ve o üniversiteyi biri Van’da, biri Diyarbekir’de, biri de Bitlis’te olmak üzere üç tane veya hiç olmazsa bir tane Van’da tesis etmek için, Hürriyetten evvel İstanbul’a geldim. Hürriyet çıktı,o mes’ele de geri kaldı.

Sonra İttihadcılar zamanında Sultan Reşad’ın Rumeli’ye seyahatı münasebetiyle Kosova’ya gittim. O vakit Kosova’da büyük bir İslâmî  dârülfünun tesisine teşebbüs edilmişti. Ben orada hem İttihadcılara, hem Sultan Reşad’a dedim ki:

“Şark böyle bir dârülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslâmın  merkezi hükmündedir.” O vakit bana va’d ettiler. Sonra Balkan harbi  çıktı, o medrese yeri istila edildi. Ben de dedim ki: “Öyle ise o yirmi bin altun lirayı Şark dârülfünununa veriniz.” Kabul ettiler.

Ben de Van’a gittim.Ve bin lira ile Van gölü kenarında Artemit’te temelini attıktan sonra harb-i umumî çıktı. Tekrar geri kaldı.

Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’a geldim. Hareket-i Milliyeye    hizmetimden dolayı Ankara’ya çağırdılar. Ben de gittim. Sonra dedim: Bütün hayatımda   bu dârülfünunu takib ediyorum. Sultan Reşad ve İttihadcılar yirmibin  altun lirayı verdiler. Siz de o kadar ilâve ediniz. Onlar yüz ellibin banknot vermeye karar verdiler. Ben dedim: Bunu meb’uslar imza etmelidirler.

Bazı meb’uslar dediler:”Yalnız sen medrese usûlü ile sırf İslâmiyet   noktasında gidiyorsun. Halbuki şimdi garblılara benzemek lâzım.”

Dedim: O vilayat-ı şarkıye Âlem-i İslâm’ın bir nevi merkezi hükmünde, fünun-u cedide/yeni bilimler yanında ulûm-u diniye/dinî ilimler de lâzım ve elzemdir. Çünki ekser enbiya şarkta ve ekser hükema/filozoflar garbda gelmesi gösteriyor ki,şarkın terakkiyatı din ile kaimdir.”

Emirdağ-2 – 183.

  9)MEDRESET-ÜZ ZEHRA TEŞEBBÜSÜ:

Bediüzzaman Hazretleri önce 2.Abdülhamit döneminde teşebbüste    bulunmuş netice alamamıştı.  Bu,Onun ile zaptiye nazırı/bakan arasında     tartışmaya sebep olmuştu;

“Nâzır: Senin Kürdistan’da neşr-i maarif olan maksadın, meclis-i vü-  kelâda derdest-i tezekkürdür.

Cevaben: Acaba maarifi te’hir, maaşı ta’cil edersiniz, ne kaide iledir? Menfaât-ı şahsiyemi menfaât-ı umumiye-i millete tercih ediyorsunuz.

Nâzır hiddet etti…

Ben dedim:

Ben hür yaşamışım. Hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan    dağlarında büyümüşüm. Bana hiddet fayda vermez, nâfile yorulmayınız. Beni nefyedin, Fîzân olsun,Yemen olsun râzıyım.Siz de pîneduzluktan ve yamacılıktan kurtulursunuz. Ben de yüksekten düşmekle     incinmekden kurtulurum.”Asar-ı Bediiyye – 444

Said Nursi, vazgeçmez daha sonra sultan Reşat’a teklif götürür; olumlu karşılık bulur 19/20 bin altın lira tahsisat / ödenek ayrılarak VAN / Edremit / Artemit’te temel atılır.1.Dünya savaşı geri kalmasına sebep olur.

Ankara Hükümeti kurulunca Said Nursi, TBMM’de dile getirir 150 bin banknot tahsisat kararlaştırılarak 163mebusun imzası ile kanun teklifi verilir. Bediüzzaman’ın dünya görüşü ile meclisteki hakim anlayış bir birine uymaz, Said Nursi Van’a döner yine geri kalır.

DP döneminde, Van’da şark Üniversitesi kurma fikri, Said Nuri’yi      memnum eder. Bediüzzaman bu teşebbüsü tebrik eder, 55 senelik bir ideali ve hedefi olduğunu bu konuda kendi fikrinin sorulmasını arzu  eder,ne yazıkki  beklediği karşılığı bulamaz.

Bir mektubunda şunları söyler:”Madem ellibeş sene bu mes’eleye bütün hayatını sarfetmiş ve bütün dekaikı ile ve neticeleri ile tedkik etmiş bir adamın bu mes’elede re’yini almak ve fikrini sormak lâzım gelirken; Amerika’da, Avrupa’da bu mes’eleye dair istişareye kendinizi mecbur bildiğinizden,elbette benim de bu mes’elede söz söylemeye hakkım var. Hamiyetkâr olan bütün bir millet namına sizden bekliyoruz.”

Emirdağ-2-225

10-NETİCE

“Şu fakir, garib Nursî ki, Bid’atü’z-zaman lakabıyla müsemma olmaya lâyık iken haberi olmadan Bedîüzzaman ile meşhur olan bîçare;         tedenni-i milleten/milletin geri kalmışlığından ciğeri yanmış gibi feryad u figan ederek, ah!. ah!..  ah!.. vâ esefâ der ki: İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû’-i fehm ve sû’-i edeb  ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfa edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi. Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyatı usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te’dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine onun merhametidir.

Öyle ise, ey ihvan-ı müslimîn!.. Geliniz, ona tarziye vereceğiz. El-birliğiyle dest-i sadakatı uzatacağız, biat edeceğiz.Onun habl-ül    metinine sarılacağız.Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim:Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerdenberi sevk-ül ceyş ile kuvvet bulan hayalât ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşv ü nema bulacaktır, eğer çendan toprakta gizlense…Ve tarafdar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır, eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar…

Hem de itikadımdır ki: İstikbale hüküm sürecek ve her kıt’asında hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir. Evet saadet-saray-ı istikbalde taht-nişin hakaik ve maarif yalnız İslâmiyet olacaktır. Onu  fethedecek yalnız odur; emareler görünüyorlar… “Muhakemat – 9

Said Nursi Hazretleri yukarıda kendi ifadelerinde geçtiği gibi  milletin(İslam milletinin) geri kalmışlığı perişaiyeti dağınıklığı karşısında “ciğeri yanmış” bir şekilde Alem-i İslam’ın kurtuluşu için bir arayış içine girmişti.Bunun Kur’an ve Kur’an penceresinden kainatı okumakta olduğunu görmüştü. Ona göre Allah’ın iki kitabı vardı. Biri Kur’an, diğeri kainat kitabı idi. Çünkü 0 kainata”Kitab-ı kabir-i kainat”diyordu.Bu iki kitap arasında çelişki olamazdı.Fakat İslam Dünyası kainat kitabını okumaktan uzaktı.

Kainat kitabını Batılılar okuyor fakat fikri mahsulatını tabiatçılık / natüralizm, maddecilik / materyalizm kabına koyarak zehirliyorlardı. Bu da İslam dünyasının bünyesine zarar veriyardu. ‘Bir süzgeçten geçirilmeydi. Fakat mevcut medreseler bu vazifeyi yapmaktan uzaktı.

Bunun yolu medreseleri /eğitim sistemini yenilemekten, tecdid etmekten geçiyordu. Medreset-üz Zehra bir düşünce biçimi, olayları kainatı Kur’anî bir bakışla okuma anlama ve anlamlandırma yeni bir dünya görüşü inşası idi.

Işte”MEDRESET -ÜZ ZEHRA”yukarıda ifade edilen bu yanmışlığın, bu acı ve ızdırabın doğurdoğu fikirin meyvesi idi. Çünkü tehlike sadece dünyevi değildi iman ve ahiret hayatı da tehlikede idi.Said Nursi bunun için feveran ediyor, şöyle haykırıyordu:

“Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennem’in alevleri içinde yanmağa razıyım.” Tarihçe-i Hayat – 630

 

MUSTAFA M.YAKUP

RONAHİYA İSLAM.COM. (Devam edecek)..

kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

YAZARA AİT YAZILAR

MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 5.SAYI

MEDRESET-ÜZ ZEHRA İDEÂLİ (GAYE-İ HAYAL) 4.SAYI

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

TemaFabrika