Dolar : Alış : 5.7791 / Satış : 5.7895
Euro : Alış : 6.5392 / Satış : 6.5510
HAVA DURUMU
hava durumu

istanbul28°CGök Gürültülü Sağanak Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 22 Kategoride 362 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Kürdistan İslam Medreseleri ve Alimler –

31 Ekim 2015 - 940 views kez okunmuş
Ana Sayfa » İSLAM TARİHİ»Kürdistan İslam Medreseleri ve Alimler –
Kürdistan İslam Medreseleri ve Alimler –

Kürdistan İslam Medreseleri ve Alimler –
Kürdistan’da asırlardan günümüze kadar İslami medreseler hep varolmuştur. Özellikle Selaheddin-i Eyyubi El Kurdi’nin Abbasi’ler döneminde Kurdistan’da ve diğer İslam ülkelerinde medreseler açtığını tarihten biliyoruz. Bu medreselerdeki feqi yani talebeler sarf, nahv, mantık, fen, matematik, tıb, fıkıh, tefsir, hadis ve diğer dallardaki ilim eğitimlerini tamamladıktan sonra alim veya Kürt’lerin ifadesiyle ”seyda ve melle” olmaya hak kazanıyorlardı. Özellikle Kürdistan İslam medrselerinde genelde ise İslam ümmetinin medreselerinde nice büyük müctehid, kadı, halife, fenafillah, fenafirresul, evliya ve ALLAH dostları yetişmişlerdir. ALLAH sayılarını arttırsın.

Kurdistan tarihini okuyanlar Kurd Özgürlük Hareketlerinin çoğunluğunun medrese kökenli olduklarını bilirler. Özellikle Kurdistan’da Şah-ı Nakeşeben (k.s)’e bağlı olan Nakşebendi tarikatına mensup nice alim, şeyh, seyda, önder ve ALLAH dostları medrese kökenli olup Kurdistan halkının hak-hukuku ve özgürlüğü için ALLAH yolunda mücahede etmişlerdir. Onların ekseri de şehadet şerbetinden içerek Rabbine kavuşmuşlardır. Zira Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde:”Canı için, malı için, dini için ve halkı için ALLAH yolunda ölen kimse şehid olur” şeklinde buyurarak bu gerçeği bizlere bildirmiştir. ALLAH (c.c) şehadetlerini kabul etsin ve bizlere de nasip eylesin.

Kurdistan İslam medreselerinde yetişen alim ve önder olanlardan bazı Müslüman Kurd atalarımız şunlardır:

ALLAH’ın aşkıyla kendini kaybeden (Fenafillah) derecesine ulaşan Melayê Cizîrî, kuşlarla konuşan Feqîyê Teyran, karşısındakinin içinden geçeni okuyan Şêx Ehmedê Xanê, Elî Herîrî, Melayê Batê, Baba Tahirê Uryan, Şeyh Ubeydullahê Nehrî, Mewlana Xalidê Şehrezorî (Bağdadi), Salih Begê Hênê, Mela Selîm, Şêx Seîd, Seîdê Kurdî (Norsî), Qadî Muhemmed, Seyyîd Ebdulqadir, Mela Mistefa Berzanî, Seydayê Tîrêj, Mela Ebdullahê Timoqî, Şêx Maşûqê Xeznewî ve Mele Izzeddîn Yıldırım gibi daha nice ilim adamları hep Kurdistan İslam medreselerinde tahsil görmüşlerdir. O güzel şahsiyetler zulme ve küfre karşı ya kalemle ya da silahla muhakkak ki cihad etmişlerdir. Onların çoğu tasavvuf ehli ve Nakşebendi tarikatına mensup olup Kurd halkının özgürleşmesi ve İslam dininin hakim olması için ALLAH yolunda mücahede ederek ya şehadete ulaştılar ya da memleket memleket sürgüne gönderilip zindanlarda çürütüldüler. Özellikle günümüz tasavvuf şeyhleri ve onlara köle olmuş müridleri şöyle bir düşünsünler acaba eski tasavvuf ile yaşadıkları tasavvuf arasında ne gibi farklar vardır. Eski tasavvufun içinde zalim ve kafirden korkmak yoktur. Eski tasavvufun içinde zulme ve küfre karşı ALLAH yolunda canıyla, malıyla cihad etmek vardır. Eski tasavvufta dünya malının sevgisi yoktur ve şeyhleri de zengin değildi. Eski tasavvufta şeyhler el öptürmekten hoşlanmazdı. Eski tasavvu Kur’an ve Sünnet yolunu esas alırdı ve içinde bid’at ve şirk barındırmazdı. Gerçek tasavvuf şeyhleri Şeyh Abdulkadir-i Geylani, Şah En-Nakşebendi, Şeyh Ahmed Rifai, Şeyh Said, Şeyh Ubeydullah, Şeyh Ahmed-i Hani ve onlar gibi olanlardır. Çünkü bu ve bu ALLAH dostları gibileri her zaman ve her yerde hakkı hak bilip, batılı da batıl bilip hak olanı haykırmışlardır. Zalim, kafire boyun eğmemeişlerdir ve dinin içine de çeşitli bid’at ve hurafeler eklememişlerdir.

– Cumhuriyet’in Kuruluşundan Sonra İslam ve Kürtler –

Osmanlı devletinin zayıflamasıyla Kemal Atatürk adında bir eşhas birilerinin emriyle hemen harekete geçerek Kurdistan’a gelir ve buradaki alim, şeyh, molla, seyda, ağa ve beylerden yardım ister. Atatürk, Kurd halkının dinine ve inancına sadık olduğunu bildiği için Kurd halkına din kardeşi olduklarını ve dolyısıyla da kafirlere karşı ALLAH yolunda cihad etme çağrısı yaparak İslami bir tavır sergiler. Kurdistan halkına çeşitli vaatler bile verir. Ülkeyi kafirlerin işgalinden kurtardıkları zaman ülkeyi eşit bir şekilde kardeşçe paylaşlacaklarına dair söz bile verir. Müslüman Kurdistan halkı da bu daveti kabul ederek savaşa katılma kararı alır ve katılır. Savaş sonrası binlerce şehid ve gaziden sonra yaralar sarılır ve gözler Atatürk’e çevrilir ancak Atatürk verdiği vaatlerin hiçbirini yerine getirmez ve tek partiyle (Chp) ile ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olur. Müslüman Kurd, Laz, Çerkez, Türk, Arab ve diğer bazı Müslüman Milletlerin ittifaklarıyla tekbirlerle kazanılan ülke tek kişinin istek ve heveslerine kurban edilecekti. İttifak eden Müslüman Milletler hak talebinde bulundukları zaman Kemal Atatürk, onlara ”tek devlet, tek millet, tek vatan ve laiklik” gibi haksız ve çirkin sözlerle karşılık vererek ne kadar ihanetçi olduğunu ispatlayacaktı. Ülkenin başına haksızlıkla geçen K. Atatürk daha sonra halkı müslüman olan ülkeye getireceği batı tarzı dinsizlik yenilikleriyle aslında müslümanları nasıl da aldattıklarını gösterecekti.

Evet, İslami olan her şeye yasak getirilmişti. Bunlardan bazıları sarık takmak, cübbe giymek, sakal bırakmak, çarşaf giymek olarak sıralayabiliriz. Tüm bunlara gericilik adını vermişlerdi. Oysa Mehmet Akif Ersoy’un ”Bedenini açmaksa medeni, hayvan sizden daha medeni” sözü onlara tokat gibi bir cevaptır diye düşünüyorum. Yine medrese, tekke ve zaviyelerde kapatılmıştı. Sonuç olarak İslami olan her şey yasaklanmış, onların yerine batı tarzı Avrupai şeyler serbestleşmişti. Yine Kurd milletinin dili ve ırkı da hem yasaklanmış hem de inkar edilmişti. Bugün Kurd dili halen de yasak.

Atatürk önderliğindeki laikçiler, 1924’ten sonra medreseleri kapattıktan sonra onun yerine kadınlı-erkekli mektepleri açarlar. Yine bunlar, her erkeğe sarık yerine şapka takma zorunluluğu getirirler. Bu tür zorba ve zulümlere karşı gelenlerde vahşice cezalandırılırlar. Ya darağaçlarında sallandırıldılar ya da zindanlarda çürütüldüler. Şapka takma istemeyen ve bu yeniliklere karşı çıkan Mehmet Akif Ersoy ve İskilipli Atıf Hoca gibi Müslüman Türk, Şeyh Said ile Bediüzzaman Said Nursi gibi Müslüman Kürtler de vahşice cezalandırılıanlar arasındadırlar. 1925 Kurd Azadi Hareketi lideri Cibranlı Halid Bey, Şeyh Said, arkadaşları ve İskilipli Atıf Hoca idam edilerek şehadete ulaşırlar. Bediüzzaman Said Nursi ve Mehmet Akif Ersoy da memleket memleket sürgüne gönderilerek hayatlarından mahrum bırakıldılar.

Evet, idam ve sürgünlerden sonra medreselerin yasağı halen de devam etmekteydi. Medresesiz kalan talebeler artık gizlice okuyacaklardı. Kimisi bahçelerde, kimisi bodrumlarda, kimisi hayvan ahırlarında, kimisi camilerin boş hücrelerinde ve kimisi de kazdıkları tünellerin içinde saklanarak derslerini okumak zorunda kalacaklardı. Devlet o kadar Firavunlaşmıştı ki insanlar bu yola başvurmak zorunda kalmışlardı. Çağdaş ve medeni Ebucehiller, gizli bir şekilde ders okuyan talebeleri yakaldıkları zaman ya onları şehid ediyorlardı, ya da onların kitaplarını ve evlerini yakıyorlardı. Gizlice okumayı başaran talebeler de o dönemlerde bir lokma kuru bile bulamazlardı. Dolayısıyla bulabildikleri küflenmiş ekmekleri sulayarak yemek zorunda kalmışlardı. Hayvanlarla ahırlarda saklanarak okuyan medrese talebeleri de bazen hayvanların artıklarını yemek zorunda kalırlardı. Yaşı ilerlemiş alimler tüm bu yaşananları çok iyi bilirler. Hele kışın ortasında karlı-buzlu havada aç bir şekilde ilim okumanın ne demek olduğunu çok çok iyi bilirler. Yine bu devletin Kurdistan camilerie atlarını sokup camileri ahıra çevirdiğini ve ezanı da Türkçe okuttuğunu da çok iyi bilirler. Çünkü onlar tüm bu olanları bizzat yaşayıp görmüşlerdir. İşte devletten İslam’a olan kin ve düşmanlık, işte İslam’a olan nefret, işte Çağdaş Ebucehillik, işte Çağdaş Firavun ve Nemrutluk, işte Yezidlik, işte laik ve dinsizlerin ta kendisi !

M Mes’ûd Ebbasî Kurdî

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

TemaFabrika